Futbolda "2006 Dünya Kupası" hakkında yazılanları okurken, konuyu yine politika ve felsefeyle birlikte düşündüm.
Ve ortaya yukarıdaki başlık çıktı: "Büyük olmayı düşünememek!.."
Dünya kupasına 32 ülkenin milli takımı katılıyor. Bunların arasında Türkiye yok. (Bizim takım bugünlerde Almanya'da, sözde hazırlık maçları yapıyor. Nereye hazırlanıyor?.. İki yıl sonraki Avrupa Kupası'na... Niçin "sözde hazırlık" diyorum?... Şu ana kadar oynadığı 6 maç içinde gönül rahatlığı ile bizlere bir ciddi zafer, galibiyet kazandıramadığı için. Ama başlarındaki Fatih Terim memnun!..)
KISKANÇTAN KURTULMAK..
Türkiye'nin ulusal politikaları Amerika ve Avrupa "kıskacında" olduğu için, başımızı kaldırıp dünyaya bakamıyoruz.
İşin kötüsü, "başka yöne bakınca" suçlu(!) bile oluyorsunuz... ABD ve Avrupa ülkeleri hegemonyası altındaki Türkiye'ye, öyle bir "sindirme operasyonu" uygulanmış ki, milyonlarca kişinin (ve tabii politikacı ve yöneticilerin) aklına başka tarafa bakmak bile gelmiyor.
Bakanlar, tuhaf karşılanıyor. Fantezi düşüncelere sahip kişiler olarak görülüyor. Olsa olsa en fazla "turistik" gözle bakılıyor.
Ve bu arada, başka ülkeler -amiyâne tabirle- malı götürüyor.. Malı götürenler arasında. Türkiye'nin kafasına yukardan bastıran ülkeler de var.
Her zaman söylediğimi bir kez daha söylüyorum:
"Türkiye, kafasından bastırılarak polis otomobiline sokulan bir suçlu gibi."
"YASAK ÜLKE" ZİHNİYETİ...
Türkiye büyük ve güçlü bir ülke. O yüzden gururla başımızı kaldırarak "dünyaya" bakalım.
O da ne?.. Amerika ve Avrupa, kendilerinin her türlü ilişkiye girdiği ama bize "yasak ülke" olarak gösterdiği ülkelerle şimdi dünya maçı yapacak!.. Düşünebiliyor musunuz, ABD ve onun emrindeki Avrupalı ülkeler Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya vd. İran'la, Suudi Arabistan'la maç yapacaklar!..
Bu ülkelerin finale nasıl geldiğine baktığımızda; İran'ın grubunda Japonya ve Kuzey Kore ile maç yaptığını görüyoruz. ABD ve Avrupa'nın neredeyse "lanetlediği" İran'ın Japonya'yı yendiğini hiç duymuş muydunuz?.. Yine, ABD'nin diğer lanetlemiş gözüktüğü Kuzey Kore, Asya Kıtası elemelerinde pek çok ülke ile maç yapmış. Bizim KKTC takımlarıyla bile maç yapamadığımız dikkate alınırsa, bunun dünya politikası açısından ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız..
Biz de sanıyoruz ki, bizlere de gösteriyorlar ki, sanki Kuzey Kore dışlanmış, İran dışlanmış, Arap ülkeleri dışlanmış, bizim -ne akla hizmetse- küçümsediğimiz Afrika ülkeleri dışlanmış!..
Oysa öyle bir şey yok.
Bizlere "yasak ülke" olarak gösterilen ve uluslararası ilişkilerimizde müdahale edilen ülkelerle kendileri neredeyse "dünya birliği kurmuşlar, her türlü ilişkileri sürüyor.
Bugün Türkiye'nin büyük kesimine göre, Afrika geri kalmış ülkelerden oluşur, Fildişi Sahili ile ticaret yapmak fantezidir, Meksika'ya ancak çizgi romanlarda temas ederiz, Trinidad-Tobago diye bir ülke yoktur, Arjantin çok uzaktır, vs, vs...
Bu ilişkiler, yalnızca bir Dünya Kupası açısından değerlendirilemez. Sayılan ülkeler ticaret, ekonomi ve diplomatik ilişkiler açısından birbirleriyle temasta.
"HERKES DÜŞÜNDÜĞÜ KADARDIR!"
Sözümün başında "büyük olmayı düşünememek" demiştim. İşte başkalarının güdümünde kalırsanız, böyle küçülürsünüz. Büyük devlet olmayı düşünemeyenlerin Türkiye'yi getirdiği nokta burasıdır. İşte Atatürk'ün bu sömürgecileri dinlememesindeki büyüklük burada idi...
Son bir örneği de Fatih Terim'le bitirelim. Terim, hazırlık maçları için "Umduğumdan çok daha iyi gidiyor" diyor, "umduğundan çok daha iyi verim almış!.."
Bu kötü sonuçlar bile, Terim gibi birisinin "umduğunun çok üzerindeki sonuçlar" ise, ne umduğunu hiç düşünmek bile istemiyorum.
İşte bu kafayla hiçbir şey olunamayacağını politikacılara da anlatmaya çalıştım. Düşünebildiğiniz bu kadarsa, çapınız da o kadardır.
Herkes düşündüğü kadardır çünkü...