Web Radyomuzu dinlemek ve mesaj göndermek için TIKLAYIN
  arşiv   hakkımızda   künye   dağıtım   iletişim
 Ana Menü
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Güncel
Spor
Sağlık
Yaşam
Bilim ve Teknoloji
Kültür ve Sanat
Magazin
Hava Durumu
Astroloji
Yazarlarımız
Belediyeler
Ana Sayfa
Konuk Yazar

Yazarın Diğer Yazıları İçin TIKLAYINIZ ! Millet destanla yaşar

TCMB Döviz Kuru

__ REKLAM __
Ayrıntılar için TIKLAYIN

Kültür Sanat Gündemi

Milli Piyango
Bilet numarası girin
Tam Liste

Hava Durumu
ISTANBUL
ANKARA
İZMİR
Manset  

Ülkenin geleceği , huzuru , refahı için haydi hep beraber sandığa!...


 

Gazetemiz Yazarı ve Editörü Sayın Aslan Baykara'nın Siyasi Partilerin İstanbul İl Başkanlarıyla Ülkenin son durumu üzerine yaptığı söyleşilerin 2.durağı DYP İstanbul İl Başkanlığı. DYP İl Başkanı Sayın Faik İçmeli :"AKP hükümetinin bilgisizliğinin yanı sıra küçük hesaplar güderek sorunların üstesinden gelme cesaretini ve iradesini koyamaması bu günleri hazırladı"dedi.

Gazetemizin yurt genelinde başlattığı temiz toplum, temiz siyaset  yolundaki çalışmalarını ikinci durağı DYP İstanbul İl Başkanı Sayın Faik İÇMELİ Ülkenin içinde bukunuduğu durumdan halkın büyük bir sıkıntı içinde ve durumdan rahatsız olduğunun altını çizdikten sonra sorularımıza açık yüreklilikle net cevaplar verdi.

A.Baykara-Son günlerde Ülkemizin temel taşı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerinde oynanan oyunlara ne diyorsunuz ve buna paralel olarak Güney Doğu’da bazı siyasi parti il ve ilçe başkanlarını ard arda Ülkenin bütünlüğüne tehdit oluşturan açıklama ve eylemlerine bakış açınız nedir?

F.İÇMELİ:"Türk Silahlı Kuvvetleri bu ülkenin bütün insanlarının en başta gelen gururudur. Bu durum Türk tarihi boyunca da hep böyle olmuştur. Bundan sonra da bunun böyle olacağından kimsenin şüphesinin olmaması gerekir. Yaşadığımız coğrafya son derece zordur. Türkiye’nin bu gün bölgedeki öneminin en başta gelen nedeni “çok güçlü ve caydırıcı bir ordusunun” olmasıdır. Ordumuz Türk tarihinin her döneminde gerek dünyaya gerek de bölgemizdeki oluşumlara yön vermiş ve dengeleri daima korumuştur. Bu tespitten sonra bu gün yapılmak istenenin , sahneye konulmak istenen oyunun ne olduğu kolayca anlaşılmaktadır.
Türkiye’de demokrasinin tam anlamı ile uygulamaya geçmesi 1946 yılında Demokrat Partinin de sahneye çıkması ile “çok partili” siyasi oluşum ile gerçekleşmiş ve 60 yıldan beri de güçlenerek devam etmektedir. Her ne kadar aralarda demokrasi harici bir takım müdahaleler olmuşsa da Türk Milleti’nin önlenemez “demokrasi” aşkı ile bu kabul edilemez müdahaleler kolayca aşılabilmiş ancak oldukça büyük hasarlara da neden olmuştur. Türkiye 1985-1999 yılları arasında bölücü teröre maruz bırakılarak bölünmesi yada en azından ciddi olarak zayıflaması istenen bir senaryo ile karşı karşıya bırakılmıştır. Ama bunun üstesinden “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğü” ile gelinmiştir. Bu mücadelede en büyük desteği de teröre maruz bırakılan bölge insanlarımız vermişlerdir. Şimdi de oynanmak istenen aynı oyundur. Ama burada AKP hükümetinin bilgisizliğinin yanı sıra küçük hesaplar güderek sorunun üstesinden gelme cesaretini ve iradesini koyamaması tek neden olarak görülmelidir. Burada terörü besleyen en büyük kaynak “işsizliktir” . Bunun çaresi de bellidir. Ancak hükümet hala “tam liberal” ekonomi uygulayarak sorunu çözebileceğini zannetmektedir. Oysa güvenliğin olmadığı yerde yatırım da olmaz. Bu noktadan da şuraya gelmek istiyorum. Dünyada hızlı bir “küreselleşme” denilen ancak tam anlamı ile küçüklerin yok edilmeye çalışıldığı , hiçbir sosyal adalet ilkesinin olmadığı , bölüşüm denilen paylaşmanın asla kabul edilmediği bir anlayış hakim durumda gözükmektedir. Bu küreselleşme anlayışının önündeki en büyük engel de “ulus devletlerdir”. Bunlardan birisi de Türkiye’dir. Bunun içindir ki Türkiye’de zayıf bir ordu küresel güçlerin arzu ettikleri yegane olgudur. devlet eski bakanı sayın Karman İnan’ın söylediği gibi “en fazla hain yetiştiren” ülke olarak bugün de kime hizmet ettiklerinin farkında olmayan yada olmalarına rağmen ham hayaller peşinde koşan ve bunu da “demokrasi” söyleminin çerçevesi içinde gizleyerek kendilerini “bir yerlere” yakıştıran insanlar olacaktır. Türkiye gibi son derece önemli bir güç olan bir devin zayıflaması için dış ve bunlara bağımlı olarak yaşamlarını sürdürebilen yerli işbirlikçilerden ve bu gibiden “densiz ve hainlerin” destek bulmaları zor olmamaktadır. Türkiye her devirde karşısına çıkan bu zorlukları daima “demokrasi ve  hukuk” kuralları çerçevesi içinde aşmasını bilmiştir. Bunu da Türkiye’yi tanıyan , gücünün bilincinde , Milletine ve dünyaya karşı sorumluluğunun farkında olan hükümetler ile başaracaktır. 21. yüz yıl Türkiye’nin parlayan yıldızıdır. Biz buna inanıyoruz!"

A.BAYKARA:Avrupa Birliği uyum yasaları adı altında verilen tavizler ve alınan yol karşısında ne düşünüyorsunuz?Sizce Avrupa Birliği önümüzdeki süreç içerisinde birliğini koruyabilecek mi  başka bir deyişle Avrupa Birliği Türkiye için gerçekten bir ihtiyaç mı dır?

F.İÇMELİ:"Uyum kelimesinin tarifi sözlükte şöyle geçmektedir: “bütünün parçaları arasında ve bütünle parçalar arasındaki uygunluk, tenasüp, ahenk yada intibak.”  Taklit ise şöyle açıklanmaktadır: “benzemeye veya benzetmeye çalışma.”
Bu iki kelimeden hangisi AKP tarafından uygulanmaya çalışılmaktadır sorusu bizce daha doğrudur? Bize göre AKP , uyum yasalarını Türkiye’nin gerçekleri ile uyuşmayan Avrupa Birliği yasalarından “taklit” etmeye çalışmıştır. Oysa yapılması gereken DP çizgisinden gelen ve 60 yıldır mücadelesini verdiğimiz bir parti olarak DYP’nin ve AB’nin çok önem verdiği insan hakları , demokrasinin işlerliği konularının geliştirilmesi idi. Yoksa AB , AKP hükümetine “öyle yasalar çıkarın ki terör azsın, suçlular adliyeden polisten önce ellerini kollarını sallaya sallaya çıksın mı demiştir?“ Ama AKP AB’den göstermelik müzakere tarihi alacağım diye “dış politikayı iç politikaya alet ederek Türkiye’nin ulusal tüm menfaatlerini” yok etmiştir. Eh bu durumda AB’nin “aman ne yapıyorsunuz? Milletinizin çıkarlarını pazarlıyorsunuz. “ diyecek hali yok her halde. 17 aralık 2004 tarihinde müzakere tarihi verilirken İsveç Başbakanı’nın “siz bu şartları kabul edince bize de söyleyecek söz kalmadı” demesini hatırlatmamız gerekmektedir. AKP’nin davul zurna ile kabul ettiği ve Türkiye açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir çok husus daha en başta “tarama sürecinde en basit konu” denilen konularda bile karşısına çıkmaya başlamıştır. AKP hükümetinin “Kıbrıs bir siyasi kriterdir ve bu konu müzakereler ile ilgili olamaz. Olursa imza atmaya gelmeyiz” blöfünü AB öyle güzel anlamış ki bunun AKP’nin siyasi hayatının sonu olduğunu kolayca görmüşler ve “Kıbrıs’ı” ön şart olarak getirip önümüze koymuşlardır. Şimdi de görüşmeler tıkanma noktasına gelmiştir. Bir konu hakkında birisi ile müzakere ederken  en önemli  konu “inandırıcılıktır”. Sağlam ve dik duruştur. Argümanlarını masaya bilimsel olarak koyabilmektir. 1959 yılında Demokrat Parti’nin uyguladığı “devlet adamlarına yakışır tavır” ile gitti denilen Kıbrıs Türkiye’nin kanatları altına alınabilmiştir. Şimdi ise AKP hükümeti “çözümsüzlük çözüm değildir. Kazan kazan” gibi “zayıf idare ve idarecilerin” söylemleri ile Türk Milleti’ni yanıltmaya çalışmaktadırlar. Oysa Türkiye bu müzakere belgesine mevcut hali ile imza atarak tarihi bir fırsatı kaçırmıştır. Dünyadaki gelişmeleri yalnızca ABD ve AB’nin gözlüğünden görebilen resmi doğru dürüst okuyamayan, orta ve uzun vadedeki oluşumlara ilişkin en ufak bir bilgi ve düşüncesi olmayan AKP günü kurtaracak politikalar ile Türkiye’nin geleceğine ipotek vurmaya çalışmaktadır. Bunu aklınca garantiye almanın yolu olarak da Türk Milleti’nin başbakanı sıfatını taşıyan kişi , kendisini danışmanları vasıtası ile ABD’ye “pazarlatmaktadır.”  Ecdat mezarda , bizlerin ruhları da burada daralmış durumdadır. Danışmanın ve genel başkan yardımcısının söyledikleri hala yalanlanmadığına göre bu durumda “Türklüğü alenen aşağılamak suçundan” bu kişiler hakkında dava açılması ve başbakanın da şahsına yönelik olarak kullanılan bu alçaltıcı sözlerden dolayı ilgililerini hem görevlerinden alması hem de tazminat davası açması gerekmektedir. Ama anlaşılan ve daha da acı olan bu pazarlatma yetkisini başbakan bizzat vermiştir. Siyasi rakibimiz bile olsa sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başbakanıdır. Onur bizim onurumuzdur. Yapılan bu hakaret tüm Milleti’mize yapılmıştır. Zaten bu konuda da yasal olarak suç duyurusunda bulunacağımızı da bu vesile ile kamuoyuna bildirmek bir siyasi parti ve vatandaş olarak da görevimizdir.
Türkiye dünyanın sayılı güçlerinden ve saygın devletlerinden birisidir. Coğrafi ,ekonomik ve kültürel anlamda ilişkilerimizin olduğu diğer bölgeler ve ülkeler gibi AB gibi bir topluluk ile de doğal olarak ilişkilerimizin olması ve bunu geliştirmemiz de Milleti’mizin çıkarına uygun olduğu sürece bu yolda her türlü mücadeleyi veririz. 1959 yılında Zürih ve Londra Anlaşmaları ile başlayan bu “ekonomik entegrasyon” süreci daha sonra siyasi entegrasyon şekline dönüşmesi ile aslında Türkiye’den çok AB’nin kafasını karıştırmıştır. AB hala kendi arasında dinsel ve kültürel farklılıkları benimseyebilme büyüklüğünü gösterebilmiş değildir. Bu noktada Türkiye olarak bizim “ihtiyaç” duymak anlamında kimse ile göbek bağımız yoktur. Ancak sıcak ilişkiler kurarak gerek bölgesel ve gerek de dünya barışına ve ekonomisine yapabileceğimiz çok büyük katkılar vardır. Ancak AKP’nin yaptığı gibi kapılarda yalvararak , gizli pazarlıklar içine girerek demokratikleşme ve özgürlük için değil yalnızca kadrolaşıp , zihinlerinin arkasında gizledikleri gerçek yüzlerini hayata geçirebilmek için attıkları adımların bir karşılığının olmadığını da artık görmeleri gerekmektedir."

A.BAYKARA:Partinizin son seçimlerden sonra Türkiye’nin demokratik yapısı ve siyasi partiler yasası ile seçim sistemi üzerinde reel olarak bir çalışma var mı bunun gerçekleşmesi yolunda ki öneri ve görüşlerinizi alabilir miyim?

F.İÇMELİ:"Merkez sağın en büyük ve köklü partisi olan ve DP ve AP çizgisinden gelen DYP’nin ülkede gerçekleşmekte olan değişimleri görmezlikten gelmesi , farkında olmaması diye bir durum söz konusu dahi olamaz. Bu sorunun da muhatabı biz olamayız. Demokrat Partinin 1946 ruhu olarak yaktığı meşale “bireysel hak ve özgürlüklerin, mülkiyet hakkının en geniş anlamda ve egemenliğin yalnızca kayıtsız şartsız millete ait olduğu” inancını temsil etmekteydi… 1946 ruhu ile yapılan beyaz devrim Büyük Atatürk’ün hiçbir zaman en ufak bir taviz bile vermediği milletin iktidarı yeniden ele almasıydı. Bu çizgiden , bu anlayıştan gelen , tek mücadele ettiği konu halkın mutluluğu ve özgürlüğü olan bu Çınarın bu günkü siyasi torunları olan DYP’nin de tek derdi ve hedefi daha çok özgürlük, en mükemmel demokrasi, huzur, güvenlik , refah , adalettir… bizim tek amacımız bu değerlere en mükemmel şekilde ulaşmaktır. Bunun için de demokrasinin haricinde hiçbir değeri ve müdahaleyi kabul etmeyiz. Dışarıdan zoraki dayatmaları kabul etmeyiz. Türkiye’de demokrasinin tam anlamıyla gelişebilmesi için tabii ki siyasi partiler yasası ve seçim sisteminin değişmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sayede daha demokrat ve katılımcılığın sağlanacağını düşünüyoruz. Böyle yapılırsa temsilde adaletin önünün açılacağı aşikardır. Bu şekilde de milletvekillerinin Genel Başkanların değil gerçek anlamda milletin vekilleri olmasını sağlamanın yolunu açmış olacağız. Bu noktada bir konuyu iyice vurgulamak gerekir. Burada hak ve özgürlüklerin kullanılmasında anayasamızda belirtilmiş ve asla değiştirilemez hükümlere karşı işlenecek her türlü eylemin ve söylemin de karşısında oluruz. Etnik milliyetçiliğin karşısında oluruz, faşizan yaklaşımların karşısında oluruz, komünist yaklaşımların karşısında oluruz. Bu noktada da tabii ki demokrasinin Milletin her kesiminin özgürce temsil edildiği zemini hazırlaması için “istikrar” adına bir takım engellemelere baş vurularak demokrasiye aykırı düzenlemelere de karşıyız. Ancak demokrasiyi geliştirirken, demokrasiyi tabana yayarken de ülkenin geleceğine , gelişmesine engel olacak düzenlemeleri de dikkate aldığımız hiç kimse tarafından unutulmamalıdır. Yine hiç kimse de unutmamalıdır ki verilen hakları “kitleselleştirme ve etnik kökene dayandırarak” ülkede son derece tehlikeli gelişmelere neden olacak gelişmelere de en sert ve demokratik kurallar dahilinde müdahaleyi DYP olarak biz yaparız.  Bizim tek örnek aldığımız yol Büyük Atatürk’ün bize göstermiş olduğu “muasır medeniyet seviyesini yakalamaktır.” Bunun için de rehberimiz “bilim ve ondan elde edeceğimiz ileri teknolojidir.”

A.BAYKARA:Türkiye’nin ekonomik yapısı ne durumdadır uygulanan ekonomik modelin Türk insanına yansıması ne olmuştur eğer bu modelden rahatsızlık duyuluyorsa sizce nasıl bir ekonomik model uygulanmalıdır?

F.İÇMELİ:"Türkiye’de 2001 krizinden beri uygulanmakta olan politika Kemal Derviş’in gelip IMF adına uygulamaya koyduğu “yüksek faiz ve buna bağlı olarak da düşük tutulan kurun neticesinde ithalata dayalı  büyüme”  modelidir. Bu model ile Türkiye’ye bol miktarda döviz gelmekte ve belki de gizli olarak kur garantili olarak gelip yüksek rantlar elde ederek ülkeyi terk etmektedir. Bunun sonucunda aşırı değerli Türk Lirası , patlayan ithalat , yok edilen ihracat ve üretici ile Türkiye’de sahte bir cennet yaşatılmaktadır. Bunun içinde bir de ABD , AB ve Japonya’nın durgunluktan çıkmak için düşürdükleri faizleri ve bastıkları parayı da eklerseniz ortalık nakitten geçilmemekte onlar da en fazla reel getiriyi veren ülke olan Türkiye’ye koşarak gelmekte ve buna bağlı olarak da  enflasyon düştü gibi gözükmektedir. AKP dikkat ederseniz bu süreci halk nezdinde geçerli kılabilmek , iktidar nimetlerinden kopmayarak Türkiye’deki kadrolaşmasına en pervasız bir şekilde devam edebilmek için yalnızca inşaat sektörüne cevaz vermekte Milleti de “ucuz konut” masalı ile kandırmaya çalışmaktadır. Oysa inşaat sanayindeki canlılık tüketimin göstergesidir. Bunun da ülkeye bir faydası yoktur. Ekonomi dediğiniz bilim “sayılara” bakarak değerlendirilemez. Bir taraf iyi olduğunda “ekonominin tamamı ve dolayısı ile milletin bütünü iyidir” denemez. Ekonominin amacı insanın mutluluğudur. Ancak üretmeyen ,ürettiğini de satamayan , sattığını da bir öncekinden düşük fiyatla satabilen buna karşılık olarak da her türlü girdisi artan üreticilerin tamamı gözden çıkarılmıştır. Oysa bir ülkenin kalkınması orta sınıftaki yerli girişimciler ile mümkündür. Yani kobiler olmazsa, tarım olmazsa bir ülkede hiçbir şey olmaz. AKP şu anda tamamen sabit bir geliri olan tüketici kesimin ve geceleri gizlice dağıttıkları rüşvetlerin karşılığında gelmesini umdukları varoşların oylarına bel bağlamış durumdadır. Ancak çok büyük toplumsal patlamalara neden olacağı aşikar olan “işsizlik” şu anda kabus gibi ortalıkta kol gezmektedir. Bizim iddiamız üretime dayalı , tarıma dayalı , kobilere dayalı ve ihracat özellikli bir ekonomidir. Türkiye’nin bunu yapacak gücü de ,bilgisi de, kadroları da vardır. Ancak bu daha zor bir yöntem olduğu için siyasi ikbal peşinde koşan  ve ülkenin geleceği ile zerre alakası olmayan iktidarların yapacağı bir ekonomi programı değildir DYP’nin ekonomi programı."

A.BAYKARA:Dış politikada sizce hükümetin karnesi ne durumdadır?
Kırmızı çizgiler grileşti mi?

F.İÇMELİ:"Dış politikada durum tam bir faciadır. Zaten AKP iktidarını devam ettirebilme amacı ile ulusal çıkarlardaki her türlü taviz karşılığında iç politikasını devam ettirmektedir. Bugün sabit gelirli birisinin “ekonomi iyi” dedikten sonra serbest piyasa koşullarında bir faaliyete başlaması halinde söylediği tek şey “durum berbat” olmaktadır. AKP başta Kıbrıs olmak üzere Kuzey Irak, Ermenistan, Boğazlar ve Karadeniz ,İran ve Ege ve Yunanistan konularında iktidarına karşılık her türlü tavizi vermektedir. Buna karşılık memlekete geldiği iddia edilen yabancı yatırımları da “Türkiye’nin artan itibarı” masalı ile Millete reklam etmektedir. Burada dikkat buyurursanız gelen yabancı yatırımcı en ufak bir teknoloji getirmemekte , tek bir baca dahi tüttürmemekte , tek kişilik bir istihdam bile oluşturmamaktadır. Yalnızca finans sektörüne , iletişim sektörüne ve diğer stratejik sektörlere saldırmakta ve Türkiye’nin büyük zorluklar ile oluşturduğu kurulu düzeni bedavaya ele geçirmektedir. Unutmayalım ki ülkenin ulusal çıkarlarının  ve geleceğinin parasal bir karşılığı olamaz."

A.BAYKARA:-Partinizin yakında olacak seçim  sürecinde diğer siyasi partilerle ortak bir hareketi söz konusu mu dur sizce seçim öncesi ittifaklar  yapılmalımıdır?

F.İÇMELİ:-DYP olarak partimize katılmak isteyen herkese gönlümüz de açıktır kapımız da açıktır. Bizim bazı medya kuruluşlarının ki şimdi bunlara bir takım üniversitelerin “bilimsel” diye ortaya attıkları anketler de eklenmektedir iddia ettikleri gibi baraj ile ilgili bir sorunumuz yoktur. Milletimiz bu yolda bizi desteklemektedir. AKP’den ayrılan bazı milletvekillerinin DYP’nin parti yönetiminde yer bulamayıp kıyameti koparıp ANAVATAN Partisine sığınarak siyasi ikbal arayışlarını ve kapı kapı dolaşanların ne kadar inanılır ve güvenilir olduğunu Asil Milletimize bırakıyorum.

A.BAYKARA:-Ülkemizde yapılacak seçimler öncesi Mili Mutabakat cephesi ihtiyacı varmıdır, her seçmenin serbest ve hür iradesinin sandığa yansıması için ne yapılmalıdır?

F.İÇMELİ:Böyle bir milli mutabakat arayışı biraz Türk Milleti’ne hakaret gibi geliyor bize. 2002 seçimlerinde Millet hür iradesini ortaya koymuş ve tercihini AKP olarak kullanmıştır. Aradan geçen yaklaşık 4 yılda ne büyük bir yanlışlık yapmış olduğunun farkındadır yine Asil Milletimiz. Bırakın geçen 4 yılı şu geçen hafta bile başbakanın ABD’de kendi partililerince pazarlanmasının artık AKP’nin son çabaları olduğunun farkındadır Milletimiz. Ama ne çaba! Bu tam bir utanç abidesi! Türk Tarihi içinde böyle bir ne olay olmuştur ne de başbakan pazarlayan danışman olmuştur. Ama belki de İstanbul işgal edildiğinde kurulan İstanbul hükümetlerinden birisinde böyle bir olay olmuş olabilir. Sorunuzun ikinci kısmına ilişkin olarak verilecek ve önemsenmesi gereken en önemli konu “sandığa gitmeyen seçmeni” sandığa gitmeye ikna etmek olmalıdır. Burada kullanılacak argüman “vatandaşlık görevinden” öte “ülkenin geleceği , huzuru , refahı için haydi hep beraber sandığa” gibi bir argüman olabilir diye düşünüyorum.

A.BAYKARA:-Gazetemizin yurt genelinde başlattığı temiz toplum, temiz siyaset  yolundaki bu çalışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz varsa önerileriniz?

F.İÇMELİ:-"Yerel medya bizim en çok önem verdiğimiz konulardan birisidir. Çünkü medyadır etrafını aydınlatan , bilgilendiren ,haberdar eden. Buradaki göreviniz bir “oy veren” seçmenden çok daha zor ve önemlidir. Tarafsız olmak, yorum katmadan haberleri yansıtmak, yalnızca ülkenin ve Milletimizin  mutluluğu için köşe yazarlığı yapmak ama doğruyu da çekinmeden yazmak…dünyanın en saygın ve en özlenen kriterleri artık. Milletimizin temiz siyaset özlemini gidermesi de yine tamamen kendi elinde. Bizim çağrımız her vatandaşımızın kendisine en yakın bulduğu siyasi partiye üye olarak aktif olarak toplantılarına katılması ve fikirlerini paylaşmasıdır. Bu şekilde demokrasi tabana yayılır. Bu şekilde yeni düşünceler oluşur. Bu şekilde gelişme olur. Bu noktada gurur ile söylemeliyim ki her üyemizin istediği şekilde ve istediği kadar konuşabildiği, düşüncesini aktardığı ve eleştirdiği ve bunların tamamının da büyük bir olgunluk ve samimiyet içerisinde dinlenerek not edildiği yegane parti DYP’dir. Tüm gençliğimizi ,kadınlarımızı, engellilerimizi, işçilerimizi,esnafımızı,memurumuzu,emeklimizi,iş adamımızı bekliyoruz. Bize bu fırsatı verdiğiniz için en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum."

A.BAYKARA:-Vakit ayırdığınız ve açık yüreklilikle sorularımızı samimiyetle cevapladığınız için  şahsım ve Milletimiz adına ben teşekkür ederim.



 (Türkiye'de Tufan)

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ
Grafik & Tasarım Sevgi Küpü WT © 2005 - Hosting NetAlanı.com - İçerik © Copyright 2005 TÜRKİYE'DE TUFAN GAZETESI
TÜRKİYE'DE TUFAN GAZETESI Default

bolgedetufan.com v 4_3