Yurt kurtuldu ya, gerisi boş!.." havasında olanlarla, sonradan bunlara aynı düşüncelerle katılanların sayısı oldukça kabarıktı. Rakamsal olarak "Cumhuriyetin ilanına canı gönülden destek olanların" yanında çok küçük oranlarda kalıyorlardı. Bu tanımımız biraz garip bir çelişki olmadı mı? Evet, oldu. Hem sayılar 'kabarık', hem de rakamlar 'çok küçük!' işin aslı, ikinci tanım olsa da; Atatürk'ün başından beri yanında olup, yan çizenlerin üst yönetimdekiler olması, düşünülürse; çelişki yoktur...
Cumhuriyetin ilanının ardından geçen bir-kaç aylık sürenin bitiminde "halifelik" kaldırılmış; birileride bir tür kazan kaldırmışlardır. Karşı çıkanlar gruplaşıyorlar; değişik karşı çıkış önerilerinde bulunuyorlardı. En önemlilerini dört ayrı grup içinde maddelemek söz konusu: Birincil gruptakiler, "Cumhuriyete ve halifeliğin kaldırılmasına tümden karşı çıkanlardı. Eski öykü okunmaya devam etmeli, yurdun kurtarılmasıyla yetinilmeliydi..." İkincil gruptakiler; "Cumhuriyeti kabul ederiz ama, 'halifesiz' bir toplum düşünmemiz söz konusu edilemez" diyorlar; fis-kos yayınları ile "Atatürk'ün, halife olmasını" bile ima ediyorlardı. İşin boyutunu daha ileri götürenler Atatürk'e bu öneriyi götürmüşler; elbette sert 'ret' ile karşılaşmışlardı. Üçüncül gruptakiler; "Halifesiz bir Cumhuriyete 'evet', ama, geleneksel yapı çok küçük yeniliklerle korunsun yeterli" diyenlerden oluşuyordu. Bunlar için 'devrimlerin' yapılması gereksizdi. Atatürk'ün yakın çevresinden olup, bu düşüncedekilerin ortaya çıkması oldukça ilginç değil mi?.. Dördüncül gruptakiler! Eski ittihatçıların sızmış grubuydular bunlar. Diyorlardı ki: "Devrim adımlarını benimsiyoruz, destekliyoruz. Ancak, bunların çerçevesini çizemiyoruz (onlar demiyorlardı, biz benzetiyoruz!) her ne olursa olsun iktidar erki bizim olsun!" diyen gruptu.
Şimdi çok daha iyi düşünmek ve Cumhuriyete ve Yüce Atatürk'e daha içten sahip çıkmak konumundayız. Bugün, özgür bir ülke olarak üzerimizde oynanmak istenilen oyunlara karşı uyanık olmak ve gerektiğinde karşı çıkmaktan yana tavır koyabiliyorsak; "varolan bir değeri, Cumhuriyetimizi" kaybetmek kaygısı ile bunu yapmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. O yıllarda bunun savaşını Yüce Atatürk ve gerçek aydınlar, halkımız vermişti. Tüm karşı koymaları onlar göğüslüyorlardı. Şimdi bu görev bizim ve göğüsleyeceğiz... (SÜRECEK!)