TBMM içerisinde, yeni kurulan partiye üye olmuş milletvekili sayısı 27 kişiden oluşmuştu. Meclis çatısı altında rakamsal olarak hemen hiçbir tehlikeli güç oluşturacak sayıda olmamalarına karşın; o yılların İstanbul basınının destek ve kışkırtıcı yazıları nedeniyle, dışarıda önemli bir gücün sahibi olmuşlardı... Tehlike asıl buradaydı ve üzerinde özenle durulması gerekirdi!?
Yeni kurulmuş ve henüz emekleme dönemindeki bu genç Cumhuriyet için hak etmediği bir garip tepki vardı ve etkisini kısa süre sonra gösterecekti; "Şeyh Sait Ayaklanması" Cumhuriyet tarihinin en büyük bulanımı olarak tarihteki yerini ürpertici bir şekilde alacaktı.
Şeyh Sait bölge olarak "Doğu-Güneydoğu"yu seçmişti. Ne idi ayaklanmanın asıl nedeni? 2005 yılında döndüğümüz Lozan'a, Musul'a, Kerkük'e, Irak'a o yılları baz alarak bir kez daha dönelim. Dönelim ki, "ayaklanmanın" nedenlerini iyice anımsamış olalım. Günümüzle özdeşleştirerek satırları okursanız; dünden-bugüne hiçbir şeyin değişmediğini de görmüş olursunuz!..
Lozan görüşmeleri boyunca 'Irak' ile olan sınırımız henüz çizilmemişti. Kısaca nedenlerini anımsarsak; 'Petrol' XIX. yüzyılın sonlarına doğru önemli bir madde olarak, dünyanın gözbebeği konumunda kalacağını yansıtmaya başlamıştı. "Emperyalist-Sömürgeci güçlerin odaklandığı yer taramaları başlamış, petrolün bol rezervlerle "Ortadoğu ülkelerinin" ellerinde bulundurduklarından alınarak egemen olunacağına karar verilmişti. Musul ve Kerkük'te zengin petrol yataklarına sahip bölgeler olarak o yıllarda mimlenmiş, bu bölgelerden çok ucuz petrol elde edileceğinin bilinmesi; emperyalist-sömürgeci ülkelerin iştahlarını kabartır olmuştu. Özellikle ağzını şapırdatan ülke İngiltere olmuş; gözlerini bu belgelere dikmişti.
Bu bölgeler Osmanlı Devleti'nin elindeydi ve Birinci Dünya Savaşı boyunca "1. Derecede savunulacak yer" konumunda tecil edilmişti ve savunuldu da. Ne varki; "Mondros Ateşkes Antlaşması" imzalandıktan sonra İngilizler buraları işgal ettiler. Sonra ne mi yaptılar?...