Var olan varlığı ölçülebilen veya hissedilebilen bütün olgular "gerçektir", gerçekler insanlarca farklı biçimlerde anlaşılabilirler, kişisel ve toplumsal kabullere göre değişkenlik arzedebilirler. Dolayısı ile "aynı" değil "göreceli" dirler.Kapitalizm, Siyonizm ve sosyalizm gibi toplumsal öngörümlü uygulamalar ile; Musevilik, Hıristiyanlık, Budizm ve Müslümanlık hatta bunlara bağlı birçok mezhep ve mataryalizm olarak bilinen inanç sistemleri ; eş zamanlı olarak, bir çok insanın bağlılık duygularına, pencere yaparak ardından dünyaya baktığı anlayışlar olmuşlardır.
Her birisi birilerinin gerçeği olurken diğerleri gerçek dışı nitelendirilerek inkar edilmektedir."Özgerçek" yani "hakikat" algılama; yani anlayış farklarının dışında kalan ve aslında olandır. Güneş doğar ve batar. Siz görmesenizde, reddetsenizde ; durum budur. Özgerçek değiştirilemez. Özgürce düşünen inançları sağlam temellere dayanan , kişilik sahibi olanların, zaman ve mekana göre değişkenlik arz eden durumsal gerçeklere bağımlı bir halleri olamaz. Samimi insanlar için hakikat manasına erişildikten sonra dönülmez bir yoldur. Hakikat yolu çok çetindir. Rahmetli atsızın dediği gibi "yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz " onlarla bu yolda yoldaş olunmaz.
İnsanlığa esaret koşullarını yaşatan ve çağın yüzkarası olan emperyalizm’in konulara yaklaşımını ve kendimizin hangi amaçlar yönünde neler yapabileceğimizi bilemezsek ; köleleşmekten kurtulamayız. Potansiyel ulusal hedeflerimize ulaşamayız.
Sömürgeciler Kavramlara Dayalı Stratejiler , uygulamaktadır. Toplumları albenili içi boş kavramların ardından istedikleri yönlere sürükleyerek, küçük ayrıntılar etrafında çatıştırmaktadır. Bu dünyada olup bitenleri doğru algılamak, ortak yorum ve çözümler üretmek zorundayız.
Bu hususları başarabildiğimizde, muhtaç olmayan fakat insanlığa katma değer sağlayan, huzur ve istikrar unsuru, hür yaşayan vatanını imar edebilen ülkesi ve devleti ile güçlü, refah düzeyi yüksek bir millet olabiliriz.Emperyalizm toplumları bilgisizleştirerek yetersiz kılmaya çalışmakta, kirli ve yanlış bilgi bombardımanına tabi tutmaktadır. Milli bilincimizin olabildiği kadar ulusal bir düzeyimizin olabileceğini bilmeliyiz.
Uluslar arası güç dengeleri indindeki yerimizi de milli bilinç düzeyimiz belirlemektedir. Millet varlığını özgerçek kılan ortak ulusal bilincimizdir. Madem ki "düşünebiliyorum demek ki varım diyen" ünlü filozofun yaklaşımı bu konuda güzel bir bilimsel örnektir. Milli bir bilinç olabildiğinde millet söz konusu olabilmektedir. Millet var olabildiğinde; ona ait bir vatan ve devlet olabilir. Yani; Millet sahip olan , vatan ve devlet ise sahip olunandır.
Biz, her çağda ve kesintisiz olarak en azından ve mutlaka bir devlete sahip olabilmiş; tarihe damgasını vuran , bir çok güçlü devletinin adını yazdırabilmiş büyük bir milletin evlatlarıyız. Yeryüzünde yaygın bir coğrafyada birçok toprağı da vatan toprağı yaparak üzerinde yaşadık. Akdeniz'i iç deniz haline getirebilen Türk, kendisini dünya lideri yapabilecek potansiyele ve millet olma niteliğine fazlası ile sahiptir.
Millet olabilmek için ortak bir tarih, coğrafya ve kültür gerekir. Din, dil, ırk ve etnik yapılardaki farklılığı bir arada tutabilecek olgunluğa sahip olunmalıdır. Türkiye de yaşayan Türk milletinin tamamına yakınının arasında iman esasları ve dil açısından zaten önemli bir sorun olmadığı gibi , kültürümüzde ve dilimizde ırk kelime olarak dahi bulunmadığı için, Arapça kökenlidir. Türklük kavramı ırka dayalı değil ama; millet niteliğindedir. Milletimizin ortak bir siyasi kimliği ve birliği potansiyel olarak mevcuttur. Milletimiz kendi varlığından haberdar, birliğinin bilincinde ve tarihten süzülen bir hakikattir.
Bir millete kişilik kazandıran nitelikler diğer milletlere olan benzerlikleri değil, çağdaş ve evrensel niteliklerle ve doğrularla çatışmayan kendisine ait öz değerleridir.
Millet olabilmenin en önemli koşulu ; "Bir arada bağımsız yaşamak arzu ve gayreti"dir. Devlet kurabilme bu arzunun sonuç ürünüdür. "Millet devlet kurumuna sahip olabilen bir birliktir.
Cennet gibi vatanımız ve üzerinde oynanan oyunlara rağmen halen ayakta kalabilmiş bir devletimiz var. Ülkemiz bizim coğrafik gücümüz, demoğrafik unsurumuz (yani ulusumuz) insan gücümüz, devletimiz ise yönetim gücümüzdür. Emperyalizm'in bizi bu alanlarda güçsüzleştirmeye çalıştığının tespitini yaptıysak, bu güçleri yeterli ve bilinçli olarak seferber ederek tarihsel konumumuza uygun hale gelebiliriz bunu yapmak zorundayız.
Kuvvet bilinç ile güce dönüşür. İnsan bilinç sahibidir. İnsanlarımızdan oluşan ulus kimliğimiz türevleri ile gölgelenmeye, etkisizleştirilmeye çalışılıyor.ABD gibi kozmopolitan bir yapının dahi vatandaşlarına ulus bilinci vermeye yoğunlaştığı ve uluslaşmaya çalıştığı bir çağda, binlerce yılda kazandığımız Türk Milli Ulus yapısının evrak üstünde vatandaşlığa indirgenmeye çalışılmasını anlamak mümkün değildir.
Ülkemizde ki vatandaşın sıkıntısı büyük, gülmek unutuldu. Açlık, perişanlık , işsizlik aldı başını gidiyor. Olası depremin kıyamet olacağı söyleniyor. Durum böyle iken yönetimlerimiz çare değil ama laf üretiyor, ekonomik ve medyatik arsızların , işbirlikçi hırsızların, emperyalizm'in terör maşası olmuş olan hainlerin, vatandaşlık haklarının nasıl geliştirileceğini tartıştırıyor.Bilmem hangi ülkenin sermaye sahibi olan vatandaşları bizim adını dahi bilmediğimiz yer altı kaynaklarımız ile sermayesini büyütüyor. Milli ve vazgeçilmez üretken tesislerimiz iki yıllık kiralarının tutarına eloğluna sunuluyor. Limanlarımız kontrolümüzden çıkartılıyor. Kuzey Irak oluşumunun ardındaki ABD ve İsrail su kaynaklarına yönelik olarak GAP’a göz dikiyorlar. Atamızın gençliğe hitabesindeki tüm olumsuz vurgulamalar birer, birer başımıza vura, vura gerçekleştiriliyor.
Namuslu ve ulusal bilince sahip, vatandaşı vatana bağlayan bütün bağlar kesilmek istenirken AB karakterli bireysel vatandaşlık bağları ile güya bir yandan vatana diğer yandan birbirimize bağlanmamızı öngören zırva bir yapılanmanın psiko - sosyal koşulları oluşturuluyor. Ne acayip bir durum. Filistin ve İsrail'in aynı topraklar üzerinde vatanları olduğuna dair iddialarının olmasına rağmen millet bilinci gelişmiş olan Yahudilerin iddialarının gerçekleştiği bilindiği halde böyle olabiliyor. Türk olma niteliğini vatandaşlığa indirgenmenin ardındaki kastın AB vatandaşlığını benimsetme ve “ulusal hainlikleri” bir kısım vatandaşların vatandaşlık hakları olarak kabul ettirtmek olduğunu düşünüyoruz.
Millet bilinci olmadan millet, millet olmadan vatan, vatan olmadan vatandaşlık olamaz. Tüm olmazları oldurarak olunabilire varmak mantık dışıdır. Zaten çok uzun bir süredir Ata’nın hakka yürümesinden bu yana bazı yönetenlerin mantıksal ve milli vicdanı rahatlatan tutumlarına özlem duyuyoruz.
Bu vatanda kayıtlı yaşayanların yasal çerçeveler içerisindeki yaşam protokolü demek olan vatandaşlığın çağın gereklerine göre en iyi biçimde düzenlenmesi milletimizin canı gönülden dilediği bir husustur ama lütfen elma ve armutları toplayıp çıkarmayalım.
Millet "birlik" demektir. Halk çeşitli sebep ve koşullarda bir araya gelen serbest ve zorunlu olmayan ilişkilerle oluşan bir topluluktur.
Zeytinburnu halk pazarında, kapalı çarşıda veya Napoli oto pazarında Londra Stadyumu’nda ki halkın konumu budur. Siz bunların birisinde değişik zaman ve farklı insanlarla birlikte bulunduğunuzda oradaki halktan birisi olabilirsiniz. Emperyalizm, bizi birlikten yoksun bırakmaya, bireyselleştirmeye, bir yağmurda bile dağılıveren Pazar halkı haline getirmeye çalışıyor.
Türk aile yapısı, birey ve toplum arasındaki en küçük ama en etken toplumsal birimdir. Aile Vatandaş, halk, ulus kavramlarının hepsi için ortak bir ara değerdir. Emperyalizm bu değeri hedeflemiş biçimde aile bağlarını, kültürünü, ahlaki yapısını ve imanını çürütmek için tüm imkanlarını kullanmaktadır.
Sömürgecilerin ulusumuzun bireyler arasındaki ekonomik mesafeleri ve bölgelerimizin arasındaki etnik mesafeleri açmak istiyor. Ulusumuzu halklaştırmak ve bir diğerinden maddi ve manevi olarak uzaklaştırmaya çalışmalarının altında yatan neden; vatanımızı bölmek ve bu bölünmüşlükten edinim sağlamaktır. EY TÜRK DÜŞÜN VE ÖZÜNE DÖN
ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN