Bireylerinin çoğunluğu ulusal erginliğe erebilmiş toplumların kamu oyları ; özgür ve özden gelen bir nitelik arz edebildikleri için doğaldır. Sömürgecilerin kendi çıkarları için dayattıkları yapaylıkları asla benimsemezler . Bu husus bir milletin güçlü alabilmesinin en temel koşuludur. Böyle bir ulusal yapı siyaseten başkalarının kullanımına girmez .Kendi milli siyaseti ile kendi ulusal hedeflerine ulaşmaya çalışır.
Milli siyaset bir milletin aklıdır. İki yarımdan ve bunları bağlayan üçüncü bir unsurdan oluşur. Aklın bir yarısı seçmenler diğer yarısı seçilenlerdir. Aralarındaki birleştirici ise bürokrasidir. Bunlar Milli aklın kaynaklarıdır. Yeterli ve dengeli bir kaynak oluşamadığında sistemin yeterliliğinden söz edilemez.
Emperyalizm sömürmeyi amaçladığı ülkelerin direncini kırabilmek için ulusal sistemlerin kaynaklarını tüketen, yarım akıllı kılan, birtakım planları uygulamaya koyarak milli bünyeleri felç etmektedir.
Ülkemizde gelişerek süre gelen olumsuzlukların sorumluluğunun tamamını; bozuk sistemin ürünü olan mevcut hükümetlere yüklemek , gerçeği eksik gören kolaycı bir yaklaşımdır. Bu siyasi rakiplerce dile getiriyor ise , manası "sen çok götürdün artık git birazda ben geleyim ; Hoca Nasreddin hesabı çevir siniyi hoşaf içerek birazda ben öleyim". demektir.
Sistemde gelişen arıza nedeni ile siyasi aklın tüm unsurlarının devre dışı kaldığı yarım akıllı bile denilemiyecek durumdayız. Deli; Zırdeli ve hatta hınzır delilerin bir arada yaşadığı bir tımarhane koğuşuna dönüştürülmek istenen mevcut ortamdan sıyrılmak istiyorsak bireysel anlamda akıllanmak ve toplumsal yönlerden ortak bir bilinci var etmek zorundayız. Başardığımızda; doğabilecek iyi sonuçtan her ortak hakkına düşeni alacaktır.Ey Millet Haksızlıklardan bıktıysak artık harekete geçmeliyiz.
Milli politikalar milli bünyenin ruhudur . Doğal kamuoyundan gıdalanabilen bir siyasetin gözetiminde ulusun varlığını ve canlılığını sağlayıcı değerler ile üretilirler. Politikanın milli olabilmesi için , ulusun maddi ve manevi kazançlarına ilişkin, verimlilik esasına dayanmaları gerekmektedir. Bu amaçla belirlenen hedeflerin , ulaşılacak yol ve yöntemlerin tespiti,açıklanması ve uygulanması anlamına gelirler.
Politikalar yönünden , Dışta ABD' ye içte AB 'ye ekonomide İMF'ye ve hukuksal alanda AİHM'nin kriterlerine bağımlı bir siyasetin milli bir sıfatı olamaz.Milletin değil ama sıraladığımız bu kuruluşların temsilcisi gibi davrananların tutumları ancak oy avcılığı ile nitelendirilebilir.Millet oy avcılarının kendisine hizmet gibi bir gayesinin olmadığını anlayabildiğinde sistem üzerinde gerekli bir düzetmeye gidememekte; ama onları siyaseten sandığa gömmektedir. Milletin birikimlerini ve değerlerini siyasi kullanım ile tüketenlerden oluşan siyasi önder ve kadroların akıbeti bir mezarlığı çağrıştırmaktadır. Milleti tüketenler sonunda kendilerini tüketmektedirler. Onlar yinede yalılarında oturabilirken milletin yaşam koşulları taşınmaz bir yük haline getiren bu oyun sürekli oynanmaktadır. Çoğunluğu Milli ruhtan yoksun siyasilerimizin ortamımızın üzerine ölü toprağı atılmış gibi , sanki birileri ruhumuzu teslim etmemizi bekliyor, kadavraya dönüşmemizi , kokuşup çürümemizi istiyor. Türk'e kefen biçmenin hesabını yapıyor.
Yanlış adamlar yanlış zamanda yanlış işler yaptılar. Bu günlere böyle geldik. Adamlar, zaman ve işler değişti ama “yanlış” bir eksen olarak asla değişmedi, sürdürülüyor ve kim gelirse gelsin durum değişmiyor. Değiştirebilecek olanlarında önü türlü bahanelerle tıkanıyor.
Eskiden yabancı uzmanlar büyük bedeller karşılığında ülkemize getirilerek yabancı akıllardan yardım istenilmişti.Yerli akılları da yabancılaştırarak. Beslenen bu kargalar göz oydu ve bizi körleştirdi. Hatta bu kargalar önderimiz olunca burnumuz sıkıntıdan çıkmadı. Şimdi de körleşmiş biçimde ayaklarına giderek ABD ve AB kapılarında çare arıyoruz. Türk'ün Türk'ten başka bir çaresi olmadığı gerçeğini göz ardı ediyoruz.Bunca ülke ve topluma tedavi değil ama otopsi uygulayan malum yabancı doktorlar dün Osmanlı için ne yaptı ise bu gün Türkiye için aynı şeyleri yaptığını artık anlamak lazım.
Ulusal düzeyin ve bununla çok ilgili olan bireysel refah ve mutluluğun toplumun bütün unsurlarının ortak bilinç ve sorumluluğu ile yücelebileceğini ve sağlanabileceğini anlama yönünde bazı olumlu gelişmelerin olduğunu görüyor ama yeterli bulmuyoruz.
Halkın hükümetleri , hükümetlerin bürokratları , bürokratların ise hem halkı hemde hükümetleri sorumlu tutarak bir diğerini çaresiz kıldığı olumsuz döngüden sıyrılabilir ve " Herşey milletimiz için, milletimize göre milletimiz tarafından" düşüncesi ile topyekün harekete geçebilirsek başarı bunun ardınca gelecektir. O zaman tüm anormal koşulların normalleştiğini hep birlikte görüp yaşayacağız.
Çoğulculuğu ve katılımcılığı siyaseten kullanan oportunistlerin elinden kurtarmak, ulusça uygulamaya geçmek zorundayız. Yönetimler toplumun, toplumda yönetimlerin bir aynasıdır. Çirkin bir duruşla güzel bir görüntü veremeyiz.Peygamberimiz (S.A.V); "Her toplum layık olduğu biçimde yönetilir". buyurmaktadır. Hükümetlerimizin ve her alandaki yönetimlerimizin her alandaki doğrularına destek yanlışlarına ise engel olalım. Bu husus Atamızın emridir ve insan olmanın bir gereğidir. Gereğini yaparak iyilere layık olalım